6 adımda kararımızı vermeye başlıyoruz;
* Öncelikle durumu masaya yatırın. Nasıl bir karar vermeniz gerek? Problemin içinde kimler ve ne gibi olasılıklar var? Herşeyi listeleyin.
* İkinci olarak, elinizdeki seçenekleri değerlendirin. Unutmayın, aslında bir seçim yapmamak da bir seçimdir. Yeter ki, kaç tane alternatifiniz olduğunu bilin.
* Hesaplarınızı iyi yapın. Verdiğiniz karardan aileniz, yakınlarınız nasıl etkilenecek? Birkaç ay sonra kararınızla ilgili ne hissedeceğinizi düşünün.
* Yapacağınız seçim ya da vereceğiniz karar değer yargılarınıza, karakterinize, hayattan beklentinize ne kadar uyuyor? (Çok fazla soru soruyorum ama bu soruların cevabını vermeden sağlıklı bir sonuca varamazsınız.)
* Evet, sorulara cevap bulabildiyseniz, şimdi diğer bir aşamadayız; etrafınızdakilerin fikrini alın ama kafanızı karıştırmalarına izin vermeyin.
* Yanlış karar vermekten veya hata yapmaktan da fazla korkmayın. Sonuçta uzun vadede her deneyim size birşeyler öğretir.
* Çok fazla düşünerek kafanızı yormayın, bir karar verin ve daha sonra kararınızın pozitif taraflarına odaklanın.
* Kararınızı vermeyi başardıktan sonra sonuç her ne olursa olsun, üzerinizden kalkan yükün tadını çıkarın!
30 Haziran 2008 Pazartesi
27 Haziran 2008 Cuma
Nasıl Fotojenik Olurum?
Bazılarımız fotoğraflarda olduğumuzdan çok daha değişik çıkarız, hatta kendimizi tanıyamayız. İşte daha fotojenik olmanın ve fotoğraflar için daha iyi poz vermenin yolları:
* İlk olarak, o gün özel bir günse ve mutlaka fotoğraf çekilecekse, ya da vesikalık fotoğraf çektirecekseniz kendinize yakışan, renk olarak yüzünüze uyan bir kıyafet seçin. Size yakışan renkleri biliyorsanız, işiniz kolay. Bilmiyorsanız bir an önce bunu keşfetmeye çalışın.
* Kusurlarınızı kapatın. Yüzünüzün bir tarafında sivilceler varsa, öbür tarafa dönerek poz verin, dişlerinizin çirkin olduğunu düşünüyorsanız, hafifçe gülümseyin gibi.
* Artık hepimizin elinin altında bir dijital makine ya da cep telefonumuzda fotoğraf çekme özelliği olduğuna göre, bol bol pratik yapabilirsiniz. Boş bir zamanınızda bir arkadaşınızdan rica edin, sizin değişik pozlarınızı çeksin. Böylece, en iyi hangi açılardan resim verdiğinizi bulabilirsiniz.
* Başınızı biraz yana doğru eğin, kameraya biraz yukarıdan bakın. Bu, kırmızı gözlerle çıkmanızı da engelleyecektir.
* Kamera karşısında rahat olun. Eğer, "fotoğraflarda çok çirkin çıkıyorum!" gibi bir önyargınız varsa, muhtemelen karelerde gergin ve endişeli görünmeye devam edeceksiniz. Rahat olun, gülümseyin ve bu gülümsemeyi gözlerinizle içten bir şekilde yansıtmaya çalışın.
* Duruşunuzu gözden geçirin. Ayakta fotoğraf çektirecekseniz, dik ve kendinden emin bir görünüm sergilemeye özen gösterin.
* Bazen kötü fotoğraflar tamamıyla fotoğrafı çeken kişinin hatasıdır. Özellikle vesikalıklarda hep aynı sorunları yaşıyorsanız, fotoğrafçınızı değiştirin.
* Fotoğraflarda yüzünüzün parlamaması, özellikle sıcak havalarda terlememesi için pudra kullanın.
* Önemli bir günde çekilen fotoğrafınızdan yeterli derecede memnun kalmadıysanız dijital fotoğrafın avantajı olan hilelere başvurabilir, çeşitli rötuşlar yaparak ya da yaptırarak veya fotoğrafın ışık ayarıyla oynayarak elinizdeki malzemeyi daha iyi hale getirebilirsiniz.
* Eğer toplu bir fotoğraf çekimi olacaksa, oturduğunuz sandalyede dik ve düz bir biçimde durmaya çalışın.
* Yüzünüzü daha iyi tanımak için aynada zaman zaman gülümseme çalışmaları yapın.
* Ve son olarak; kameraya sevgiyle yaklaşın, sanki karşınızda sevdiğiniz bir kişi varmış gibi düşünün ve sıcak bir biçimde gülümseyin.
* İlk olarak, o gün özel bir günse ve mutlaka fotoğraf çekilecekse, ya da vesikalık fotoğraf çektirecekseniz kendinize yakışan, renk olarak yüzünüze uyan bir kıyafet seçin. Size yakışan renkleri biliyorsanız, işiniz kolay. Bilmiyorsanız bir an önce bunu keşfetmeye çalışın.
* Kusurlarınızı kapatın. Yüzünüzün bir tarafında sivilceler varsa, öbür tarafa dönerek poz verin, dişlerinizin çirkin olduğunu düşünüyorsanız, hafifçe gülümseyin gibi.
* Artık hepimizin elinin altında bir dijital makine ya da cep telefonumuzda fotoğraf çekme özelliği olduğuna göre, bol bol pratik yapabilirsiniz. Boş bir zamanınızda bir arkadaşınızdan rica edin, sizin değişik pozlarınızı çeksin. Böylece, en iyi hangi açılardan resim verdiğinizi bulabilirsiniz.
* Başınızı biraz yana doğru eğin, kameraya biraz yukarıdan bakın. Bu, kırmızı gözlerle çıkmanızı da engelleyecektir.
* Kamera karşısında rahat olun. Eğer, "fotoğraflarda çok çirkin çıkıyorum!" gibi bir önyargınız varsa, muhtemelen karelerde gergin ve endişeli görünmeye devam edeceksiniz. Rahat olun, gülümseyin ve bu gülümsemeyi gözlerinizle içten bir şekilde yansıtmaya çalışın.
* Duruşunuzu gözden geçirin. Ayakta fotoğraf çektirecekseniz, dik ve kendinden emin bir görünüm sergilemeye özen gösterin.
* Bazen kötü fotoğraflar tamamıyla fotoğrafı çeken kişinin hatasıdır. Özellikle vesikalıklarda hep aynı sorunları yaşıyorsanız, fotoğrafçınızı değiştirin.
* Fotoğraflarda yüzünüzün parlamaması, özellikle sıcak havalarda terlememesi için pudra kullanın.
* Önemli bir günde çekilen fotoğrafınızdan yeterli derecede memnun kalmadıysanız dijital fotoğrafın avantajı olan hilelere başvurabilir, çeşitli rötuşlar yaparak ya da yaptırarak veya fotoğrafın ışık ayarıyla oynayarak elinizdeki malzemeyi daha iyi hale getirebilirsiniz.
* Eğer toplu bir fotoğraf çekimi olacaksa, oturduğunuz sandalyede dik ve düz bir biçimde durmaya çalışın.
* Yüzünüzü daha iyi tanımak için aynada zaman zaman gülümseme çalışmaları yapın.
* Ve son olarak; kameraya sevgiyle yaklaşın, sanki karşınızda sevdiğiniz bir kişi varmış gibi düşünün ve sıcak bir biçimde gülümseyin.
25 Haziran 2008 Çarşamba
Düzenli ve organize biri olmayı nasıl başarırım?
Düzen aslında bence insanın içinden gelen bir durum ama biraz özen göstererek düzenli ve kolay organize olabilen bir insan olmayı başarabilirsiniz, hem de 7 adımda...
* Herşey için bir yeriniz olsun. Bu yer bir kutu, bir çekmece ya da raf olabilir.
* Aldığınız şeyi yerine koyun! Bu lafı annenizden duymamış olamazsınız: "Aldığın yere koysaydın, kaybetmezdin!"
* Herşeyi yazın. Birşeyleri hatırlamaya çalışmak yerine küçük notlar alırsanız, zaman kaybetmezsiniz.
* Kağıtların masada büyük bir yığın oluşturmasına izin vermeyin. Gereksiz kağıtları atın, önemli olanları dosyalayın.
* Yapılması gereken işleri ertelemeyin. Bir işi yapılması gereken zamanda yaparsanız, ondan zamanında kurtulmuş olursunuz ve sonra başınız ağrımaz.
* Kendinize bir hedef belirleyin, bir "son gün" koyun çünkü sınırları belirlemek, işi doğru zamanda bitirmek için gereklidir.
* Eğer herhangi bir şey işinize yaramıyor veya size iyi vakit geçirtmiyor, hatta zaman kaybetmenize neden oluyorsa, o şeyi -her ne ise- hayatınızdan çıkarın.
* Herşey için bir yeriniz olsun. Bu yer bir kutu, bir çekmece ya da raf olabilir.
* Aldığınız şeyi yerine koyun! Bu lafı annenizden duymamış olamazsınız: "Aldığın yere koysaydın, kaybetmezdin!"
* Herşeyi yazın. Birşeyleri hatırlamaya çalışmak yerine küçük notlar alırsanız, zaman kaybetmezsiniz.
* Kağıtların masada büyük bir yığın oluşturmasına izin vermeyin. Gereksiz kağıtları atın, önemli olanları dosyalayın.
* Yapılması gereken işleri ertelemeyin. Bir işi yapılması gereken zamanda yaparsanız, ondan zamanında kurtulmuş olursunuz ve sonra başınız ağrımaz.
* Kendinize bir hedef belirleyin, bir "son gün" koyun çünkü sınırları belirlemek, işi doğru zamanda bitirmek için gereklidir.
* Eğer herhangi bir şey işinize yaramıyor veya size iyi vakit geçirtmiyor, hatta zaman kaybetmenize neden oluyorsa, o şeyi -her ne ise- hayatınızdan çıkarın.
23 Haziran 2008 Pazartesi
İşe gitmemek için nasıl inandırıcı bir bahane uydurabilirim?
Arada herkesin başına gelebilir, özel bir durumunuzdan dolayı ya da sadece çok yorgun veya sıkkın olduğunuz için işe gitmek istemiyor olabilirsiniz. İşte, telefonda patronunuza hastalık bahanenizi inandırıcı bir biçimde sunmanın yolları:
* Bu "hastalık" planını önceden tasarladıysanız, 1 gün öncesinden semptomlardan şikayet etmeye başlayın; "Başım ağrıyor", "Galiba hasta oluyorum", "Midem bulanıyor", vs. Kadınların özel günlerle ilgili başka bahaneleri de olabilir!
* Patronunuzu aramakta fazla gecikmeyin. Mesai başlamadan hemen önce onu arayıp hasta olduğunuzu ve gelemeyeceğinizi bildirin. Aslında erken aramanın şöyle bir avantajı da olabilir; yeni uyandığınız zaman sesiniz daha kalın çıkacak, bu da hasta olduğunuz bahanesini daha inanılır kılacaktır.
* Telefon konuşmanızı kısa tutun; örneğin, "Dün gece saat 1 sularında midem bulanmaya başladı, sonra sabaha kadar uyuyamadım, ardından..." şeklinde detaylandırmayın. Çünkü ayrıntılar sizi ele verebilir.
* Patronunuz biraz şüpheci biriyse, soracağı sorulara karşı mutlaka hazırlıklı olun; "Rahatsızlığın tam olarak nedir? Gıda zehirlenmesi mi? Doktoru aradın mı? Hangi ilacı aldın?" tarzı sorulara uygun cevapları önceden düşünün. Eğer telefonda iyi konuşabilen biri değilseniz, patronunuza SMS ya da e-posta yoluyla ulaşmayı da deneyebilirsiniz. Tabii bu durumda da, fazla rahat görünme riskiniz var.
* Evde eşiniz veya bir yakınınız varsa, patronunuzla telefon konuşmasını onun yapmasını isteyebilirsiniz. Böylece, "hakikaten işe gelemeyecek kadar hasta" imajını daha rahat verebilirsiniz.
* Gerçekten hasta olduğunuz bir gün işe gidin, tabii çok kötü durumda değilseniz. Böylece hastalığı bir bahane olarak kullandığınızda inandırıcı olacaksınız.
* Hasta taklidini Pazartesileri ya da Cumaları yapmamaya çalışın. Çünkü en çok çalışılan günler genelde bunlardır. Aynı şekilde, iş yoğunluğunun fazla olduğu ve size fazlasıyla ihtiyaç duyulduğu dönemlerde izin almayın.
* Yakınlarınızın hasta olduğu ya da öldüğü gibi yalanlar sakın uydurmayın.
* İzin aldığınız gün asla iş yerinizin yakınlarında dolaşıp alışverişe filan çıkmayın.
* Ve, gerçekten mecbur kalmadıkça, fiziksel ya da ruhsal olarak işten uzak kalmaya ihtiyaç duymadıkça, hasta numarası yapmayın!
* Bu "hastalık" planını önceden tasarladıysanız, 1 gün öncesinden semptomlardan şikayet etmeye başlayın; "Başım ağrıyor", "Galiba hasta oluyorum", "Midem bulanıyor", vs. Kadınların özel günlerle ilgili başka bahaneleri de olabilir!
* Patronunuzu aramakta fazla gecikmeyin. Mesai başlamadan hemen önce onu arayıp hasta olduğunuzu ve gelemeyeceğinizi bildirin. Aslında erken aramanın şöyle bir avantajı da olabilir; yeni uyandığınız zaman sesiniz daha kalın çıkacak, bu da hasta olduğunuz bahanesini daha inanılır kılacaktır.
* Telefon konuşmanızı kısa tutun; örneğin, "Dün gece saat 1 sularında midem bulanmaya başladı, sonra sabaha kadar uyuyamadım, ardından..." şeklinde detaylandırmayın. Çünkü ayrıntılar sizi ele verebilir.
* Patronunuz biraz şüpheci biriyse, soracağı sorulara karşı mutlaka hazırlıklı olun; "Rahatsızlığın tam olarak nedir? Gıda zehirlenmesi mi? Doktoru aradın mı? Hangi ilacı aldın?" tarzı sorulara uygun cevapları önceden düşünün. Eğer telefonda iyi konuşabilen biri değilseniz, patronunuza SMS ya da e-posta yoluyla ulaşmayı da deneyebilirsiniz. Tabii bu durumda da, fazla rahat görünme riskiniz var.
* Evde eşiniz veya bir yakınınız varsa, patronunuzla telefon konuşmasını onun yapmasını isteyebilirsiniz. Böylece, "hakikaten işe gelemeyecek kadar hasta" imajını daha rahat verebilirsiniz.
* Gerçekten hasta olduğunuz bir gün işe gidin, tabii çok kötü durumda değilseniz. Böylece hastalığı bir bahane olarak kullandığınızda inandırıcı olacaksınız.
* Hasta taklidini Pazartesileri ya da Cumaları yapmamaya çalışın. Çünkü en çok çalışılan günler genelde bunlardır. Aynı şekilde, iş yoğunluğunun fazla olduğu ve size fazlasıyla ihtiyaç duyulduğu dönemlerde izin almayın.
* Yakınlarınızın hasta olduğu ya da öldüğü gibi yalanlar sakın uydurmayın.
* İzin aldığınız gün asla iş yerinizin yakınlarında dolaşıp alışverişe filan çıkmayın.
* Ve, gerçekten mecbur kalmadıkça, fiziksel ya da ruhsal olarak işten uzak kalmaya ihtiyaç duymadıkça, hasta numarası yapmayın!
18 Haziran 2008 Çarşamba
Herşeyi olan birine nasıl hediye seçerim?
Hediye almak başlı başına zor bir iştir. Hele bir de hediye almayı düşündüğünüz kişi kolay beğenemeyen ve de görünüşte herşeyi olan biriyse işiniz daha da zorlaşıyor.
* Öncelikle, alışveriş merkezlerinin ve klasik hediyelerin dışında birşeyler düşünmeye çalışın. Alternatif hediyeniz örneğin bir konser bileti, bir parti girişi, ilk anda akla gelmeyen değişik için bir davetiye olabilir.
* Hepimizin sık sık yaptığı bir hata: Hediye alışverişinizi sakın son güne bırakmayın! Örneğin, Aralık ayında mükemmel bir Anneler Günü hediyesi bulduğunuzda, onu almayı sakın ertelemeyin, sonra pişman olabilirsiniz.
* Ve, bir başka alternatif: Hediyeniz iş gücünüz olabilir. Evet, bir düşünün bakalım, hediye almak istediğiniz kişinin yardıma ihtiyacı var mı? Örneğin onun çalışma odasını yeniden dekore etmek, zorlandığı tamir işini yapmak, taşınmasına yardım etmek belki tahmininizden daha değerli bir doğumgünü veya yılbaşı hediyesi olacaktır.
* Bunun dışında, tüm yıl boyunca her ay sizi hatırlatan bir armağan da seçenekler arasında olabilir; bir dergi aboneliğinden sözediyorum. Arkadaşınızın en sevdiği dergiyi öğrenin ve ona bir abonelik hediye edin. Bu tür devamlılık arzeden hediyelere örneğin kablolu televizyon-dijital kanal aboneliği, araba sigortası gibi şeyleri de ekleyebiliriz. Hatta dil kursunun 1 aylık kuru bile olabilir.
* Hediyenizi arkadaşınıza birikmiş millerinizden bir uçak bileti alarak da verebilirsiniz. Yaratıcılıkta sınır yok! Açık bir uçak ya da otobüs bileti, özellikle de arkadaşınızın yakın şehirlerde ziyaret edeceği birileri varsa süper bir hediye olacaktır.
* İlginç ve farklı hediyeler için internetteki açık artırma sitelerini ziyaret edebilirsiniz. İkinci el de olsa, arkadaşınızın en sevdiği çizgi film kahramanının 80'lerden kalma oyuncağının onu mutlu etmeyeceğini kim söyleyebilir ki?
* Ve... El emeği göz nuru! Sadece ona özel bir atkı biraz zahmetli ama kesinlikle kıymetli bir hediye, ne dersiniz?
* Öncelikle, alışveriş merkezlerinin ve klasik hediyelerin dışında birşeyler düşünmeye çalışın. Alternatif hediyeniz örneğin bir konser bileti, bir parti girişi, ilk anda akla gelmeyen değişik için bir davetiye olabilir.
* Hepimizin sık sık yaptığı bir hata: Hediye alışverişinizi sakın son güne bırakmayın! Örneğin, Aralık ayında mükemmel bir Anneler Günü hediyesi bulduğunuzda, onu almayı sakın ertelemeyin, sonra pişman olabilirsiniz.
* Ve, bir başka alternatif: Hediyeniz iş gücünüz olabilir. Evet, bir düşünün bakalım, hediye almak istediğiniz kişinin yardıma ihtiyacı var mı? Örneğin onun çalışma odasını yeniden dekore etmek, zorlandığı tamir işini yapmak, taşınmasına yardım etmek belki tahmininizden daha değerli bir doğumgünü veya yılbaşı hediyesi olacaktır.
* Bunun dışında, tüm yıl boyunca her ay sizi hatırlatan bir armağan da seçenekler arasında olabilir; bir dergi aboneliğinden sözediyorum. Arkadaşınızın en sevdiği dergiyi öğrenin ve ona bir abonelik hediye edin. Bu tür devamlılık arzeden hediyelere örneğin kablolu televizyon-dijital kanal aboneliği, araba sigortası gibi şeyleri de ekleyebiliriz. Hatta dil kursunun 1 aylık kuru bile olabilir.
* Hediyenizi arkadaşınıza birikmiş millerinizden bir uçak bileti alarak da verebilirsiniz. Yaratıcılıkta sınır yok! Açık bir uçak ya da otobüs bileti, özellikle de arkadaşınızın yakın şehirlerde ziyaret edeceği birileri varsa süper bir hediye olacaktır.
* İlginç ve farklı hediyeler için internetteki açık artırma sitelerini ziyaret edebilirsiniz. İkinci el de olsa, arkadaşınızın en sevdiği çizgi film kahramanının 80'lerden kalma oyuncağının onu mutlu etmeyeceğini kim söyleyebilir ki?
* Ve... El emeği göz nuru! Sadece ona özel bir atkı biraz zahmetli ama kesinlikle kıymetli bir hediye, ne dersiniz?
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
